Türkiye, dış politikasında yalnızca kendi sınır güvenliğini değil, kriz ve çatışma bölgelerinde zulme uğrayan toplumların korunmasını da temel bir sorumluluk olarak ele alıyor. Bu doğrultuda yürütülen askeri ve diplomatik faaliyetler barışın tesisi, sivillerin korunması ve bölgesel istikrarın sağlanması hedefleriyle şekilleniyor. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler barışı koruma misyonları kapsamında 15 farklı ülkede görev yapan askeri personeli, sahada güvenliği sağlamanın yanında dengeleyici ve arabulucu bir aktör olarak öne çıkıyor. Kosova, Bosna-Hersek, Libya ve Lübnan başta olmak üzere görev yapılan bölgelerde halkın Türk askerini coşku ve güvenle karşılaması, bu yaklaşımın sahadaki karşılığını net biçimde ortaya koyuyor. Yeni Şafak’a konuşan bölge halkı, Türk askerinin varlığını huzur ve istikrarın teminatı olarak gördüklerini dile getirdi.

Adin Dozo
1999 yılında Türk askerinin Kosova’ya gelişiyle yaşanan mutluluğu anlatan Kosova Prizrenli Tayyip Miftari, Kosova halkının Arnavut, Türk ya da Boşnak ayrımı yapılmaksızın uzun yıllar Sırp baskısı altında ağır bedeller ödediğini belirtti. 24 Mart 1999’da başlayan NATO müdahalesinin, özgürlük yolunda atılan ilk adım olduğunu ifade eden Miftari, “O günler Kosova halkı için dönüm noktasıydı. Biz Türk askerinin varlığını Bulgaristan ve Makedonya sınır kapılarından geçerken hissetmeye başladık. Normalde o günlerde sınır kapılarında dahi bize zorluk çıkarırlardı. Araçlarımız didik didik aranır, saatlerce bekletilirdik. Ancak o gün her şey tamamen tersine döndü. Sınır görevlileri pasaportlarımıza mühür vurur vurmaz ‘Hiç durmadan geçin, arkanızdan Türk ordusu geliyor’ dediler. Yolları açtılar, hızla ilerlememizi istediler. O an Türk askerinin bu topraklardaki tarihsel gücünü ve caydırıcılığını bir kez daha hissettik” şeklinde konuştu. Kosova’ya vardıklarında halkın Türk askerinin gelişini önceden haber aldığını anlatan Miftari, sözlerini “Yaşanan karşılama tarif edilemez. Şehir girişlerinde insanlar toplanmıştı, herkes sokaklara dökülmüştü. Meydanlardaki coşku, izlenen videolara sığmayacak kadar büyüktü. O an Türk askeri bizim için sadece bir barış gücü değil, gerçek anlamda bir kurtuluş sembolüydü. Osmanlı’nın Balkanlar’a geri dönüşü gibiydi” diye sürdürdü.
Gazze’de yaşananlara da değinen Miftari, Kosova halkının Filistinlilerin acısını derinden hissettiğini belirterek, Türk askerinin barış gücü olarak Gazze’ye gitmesi halinde orada da büyük bir umut ve coşkuyla karşılanacağına inandığını dile getirdi. Türkiye’nin Balkanlar’da ve mazlum coğrafyalarda menfaatsiz bir şekilde varlık gösterdiğini söyleyen Miftari, Türk askerinin her yerde beklenen bir ordu olduğunu vurguladı.

Tayyip Miftari
Türk askerlerinin Bosna-Hersek’e gelişi de bölge halkı tarafından büyük sevgiyle karşılandı. Bu gelişin, özellikle Boşnaklar için “Yalnız değilsiniz” anlamı taşıdığını ifade eden Boşnak Adin Dozo şu değerlendirmede bulundu: “Aralık 1992’de savaşın en ağır şartlarını yaşadık. Daha sonra ise yaşam mücadelesi verdik. Savaş sürecinde Türk askerlerinin varlığı Bosna-Hersek’te insanlara güven ve huzur verdi. Barış Gücü’nün ülkeye gelmesi birçok kişi için korkunun azalması ve umut dolu bir geleceğin başlangıcı olarak görüldü.”

Bilal Fattah
















