O yıllarda denize çok yakın olan bölgede bekar odalarının bulunduğunu, berduşlar, serseriler ve yeniçeri kaçkınlarının burada barındığını ifade eden Erken, gürültü, kavga ve taşkınlıkların eksik olmaması nedeniyle sokağın halk arasında “Melek Girmez Sokak” olarak anılmaya başlandığını belirtti. Salgının ardından Sultan II. Mahmut’un bölgenin temizlenmesi talimatını verdiğini kaydeden Erken, yıkımlar sırasında büyük kargaşalar yaşandığını, bekar odalarında yıllanmış iskeletlerin bulunduğuna dair rivayetlerin halk arasında korku ve infiale yol açtığını anlattı. Yıkımların ardından bölgenin kaderinin değiştiğini vurgulayan Erken, ‘Melek girmez’ olarak anılan bu alanın, ‘hidayet’ fikriyle yeniden anlamlandırıldığını ifade etti. Sultan II. Mahmut’un 1814 yılında buraya Hidayet Camii’ni yaptırdığını belirten Erken, caminin ilk olarak ahşap inşa edildiğini, Sultan II. Abdülhamit döneminde ise bugünkü mimarisine yakın bir şekilde yenilendiğini aktardı.
Zamanla çevrenin İstanbul’un önemli ticaret merkezlerinden biri haline geldiğini ifade eden Erken, İstanbul Ticaret Odası’nın bölgeye taşınmasıyla Eminönü’nün ticaretin kalbi konumuna yükseldiğini kaydetti. Hidayet Camii’nin günümüzde İTO tarafından kapsamlı bir restorasyondan geçirildiğini belirten Erken, yaklaşık iki asır önce “hidayet” kavramıyla yeniden doğan semtin, bugün de bu anlamı yaşatmaya devam ettiğini vurguladı.
















